Lohusalık- Aradığınız Kişiye Şu An Ulaşılamıyor…

Bu yazı, bir annenin lohusalık döneminde yaşadıklarını ve önerilerini anlatmaktadır. Her annenin lohusalık deneyimi farklı olabilir, lütfen okurken bunu gözönünde bulundurunuz. Zira, lohusalık döneminde, kafamda bir annelik imajı olduğunu ve bu durumun beni çok baskı altında hissettirdiğini farketmiştim. O nedenle, herkesin hikayesi farklı olabilir, bunu kabul etmekle başlamalı…

Arkadaşlarıma göre daha geç yaşta anne olunca, tüm arkadaşlarımın deneyimlerini dinleyip teorik olarak epeyce bilgi biriktirmiştim. Ancak “bilmek” ve “yaşamak” gerçekten farklıymış…

Öncelikle, tüm anne arkadaşlarımdan, lohusalık döneminin özellikle ilk haftasında, hormonlar nedeniyle ruh hallerinin çok inişli çıkışlı olduğunu, bu süreçte yanımızda olan eşe, anneye, kayınvalideye agresif patlamalarda bulunulabildiğini duymuştum. : ) Bunu engellemek, telafisi mümkün olmayacak kırılmalar yaşamak istemiyordum…

Doğuma bir hafta kala annemi ve kayınvalidemi bir kenara çekip, doğum sonrası olabilecek tüm beklenmedik tutumlarım ve çıkışlarım için şimdiden özür dilediğimi, böyle birşey yaşarsak bunun hormonlar yüzünden olacağını, beni mazur görmelerini söyledim. : ) Bu da gerçekten işe yaradı, sağolsunlar her ikisi de idare etti, kalıcı bir hasar yaşamadık…

Bu bebek bana ait değil sadece, ben annesiyim; ancak babası, babaannesi, anneannesi, dedesi, halaları, dayıları, hepsinin bebeğin üzerinde hakkı var diye kendi kendime sıkça telkinde bulundum. Çünkü bazı arkadaşlarımın bebeği kimseye vermek istemediğini duymuştum doğum sonrası. Bu konuda rahat davranabildim ve bir örtüyü omzuna atan her aile yakınımın bebeği kucağına almasına izin verdim.

Yine etraftan çokca duyduğum, bebeği ilk kucağına alıp onu görünce aşık olacağım ve tüm hayatımın aslında bu bebek için olduğunu anlayacağım bir aydınlanma anı yaşayacağımdı. Böyle bir an bende olmadı… Ne aşık oldum, ne aydınlanma yaşadım…Daha çok şaşkındım, kendimi epey beceriksiz hissediyordum ve sorumluluğum çok büyüktü! Bir de üstüne üstlük aşık da olmamıştım! Yoksa ben kötü bir anne miydim?(Uzuuuun yıllar sürecek, annenin yetersizlik hissine ilk giriş:) ) Bu sevgi zamanla oluştu, birbirimize baktıkça, güldükçe, tanıdıkça, emek verdikçe…

Ve sonra arada aniden bastıran bir ağlama hissi…Bebeğe “dandini dastana” ninnisini çaldığımız ilk gün, ninniyi duyar duymaz bir ağlama tuttu beni… sanki dünyanın en acıklı filmini izliyormuşum gibi… “danalar girmiş bostana” deyince kopuyor “kov bostancı danayı” kısmında da artık hıçkırıklardan ve gözyaşlarından dağılıyordum : ) Tüm aile şok oldu, hala hatırlatıp dalga geçerler ama o anki hüznüm çok gerçekti 🙂

Beni en çok zorlayan konulardan biri de emzirme kısmıydı… Bir yandan meme ucu yaraları emzirmeyi çok acılı hale getiriyordu, bir yandan da sütüm yeterli gelmiyor diye kendimi çok yetersiz hissediyordum… Ben en çok doğum kısmının acılı olacağını sanarken asıl büyük acıyı meme ucu çatlakları ve yaraları yüzünden yaşadım ve buna pek hazırlıklı değildim…İnternette ne okuduysam hepsini denedim… Ayva çekirdeği, soğan kabuğu, zeytinyağı, kantaron yağı, kremler, kalkanlar, aklınıza ne gelirse…Ama hiçbir değişiklik olmuyordu ve göğüs ucumdaki yaralar iyice ilerliyor, her emzirme seansı çok canımı yakıyordu. Sonunda yurt dışında yaşayan bir arkadaşım, “burada çok kullanılıyor” diye Silverette gümüş kapakları yolladı ve takar takmaz büyük bir rahatlama yaşadım… Sonrasında da hızla yaralar iyileşti…

Az gelen süt konusu da başka bir dertti. İnternetten araştırıp, her emzirme sonrası pompayla biraz daha sağabilirsem sütün artacağını öğrendim. İlk başlarda pompa kullanamıyordum göğüs ucu yaraları yüzünden ancak Silverette ile yaralardan kurtulunca, pompayı rahat kullanabilmeye başladım. Kiraladığım Medela hastane tipi pompa çok işime yaradı ve emzirme sonrası sağarak galiba sütümü biraz daha arttırabildim…

Özellikle ilk defa anne olmuş bir kadının ilk üç ayı gerçekten de zorlu bir maraton…Hem fiziksel, hem ruhsal açıdan iniş çıkışlarla dolu, bebeğin dünyaya, annenin de bebeğe ve anneliğe alışmaya çalıştığı bir serüven… Ama herşey gibi bu süreç de geçip gidiyor. O zaman gözünüze çok önemli, çok hayati görünen konuların aslında fazla dert edilecek şeyler olmadığını, herşeyin zamanla yoluna girdiğini görüyorsunuz…

Bir arkadaşımın verdiği bir tavsiye vardı ve sıkıntılı pek çok anda beni rahatlattı: “ Bunların hepsi geçecek, hayatın hep bu rutinde ve bu yoğunlukta olmayacak. Bu durum geçici…Sürekli bunu hatırlat kendine…”

Tüm annelerin bu zorlu sürecinde, güç, kuvvet, olan biteni biraz hafife alabilme gücü ve bebekleriyle yaşayacakları mutlu anlar diliyorum…

Özlem B.

Paylaşın:

Comments (1)

  1. Aygün Çelik (reply)

    20 Şubat 2018 at 22:10

    Keşke çocuklarım doğmadan okusaydım bunları. Akıllca tavsiyelerinizi kaçırmış oldum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Published on: 20 Şubat 2018
Gönderen: Ozlem B.
Tartışma: 1 Comment